spot_img
Ana Sayfa Blog Sayfa 4

Bugünün Sofrasında, Yarının Sağlığı Saklı

Sağlıklı, mutlu, yaşam dolu enerjik bir gelecek aslında çok da uzakta değil şuan ellerimizde büyüyor.

Hızla büyümekte olan çocuklarımızın sağlıklı yetişkin bireyler olabilmesi, anne karnından başlayarak sağlıklı bir ortamda büyümelerine bağlıdır.

Oyun çağı ve okul öncesi dönem çocuklar için fizyolojik, psikolojik ve sosyal gelişimin hızlı olduğu, yaşam boyu devam edebilecek davranışların büyük ölçüde oluştuğu, bilgi almaya ve alışkanlık kazanmaya en uygun oldukları dönemdir. Bu çağda sağlıklı beslenme ve yaşam biçimi alışkanlığının kazandırılması ve bilincinin yerleştirilmesi yetişkinlik dönemi hastalıklarının önlenmesi açısından atılacak adımlar için temeldir.

Bu sebeple çocukların öğün ve ara öğün düzenine, yemek seçimlerine, çeşidine ve miktarına oldukça önem verilmeli, enerji ve besin öğesi gereksinimlerinin yeterli ve dengeli bir şekilde karşılandığından emin olunmalıdır.

Büyüme ve gelişmenin hızlı olduğu bu dönemlerde, enerji ve veya besin ögesi alımlarındaki yetersizlik veya fazla alım durumunda, çocukluk döneminde veya ileriki yaşam döneminde, şişmanlık, zayıflık, bodurluk, iştahsızlık, diş çürükleri, şeker hastalığı (diyabet) ve hipertansiyon gibi sağlık sorunlarına yakalanma riski artar. Bu dönemde her konuda olduğu gibi sağlıklı beslenme konusunda da çocuklarımızın yanında olmalıyız.

Küçük çocukların mide kapasitesi küçük olduğundan günde beş veya altı öğün yemeye gereksinim duyar. Bunun için öğünlerde hacmi küçük, enerji ve besin yoğunluğu daha fazla olan yiyecekler tercih edilmelidir. Metabolizmanın düzenli çalışması için yiyeceklerin günde 3 ana öğünde tüketilmesi gerekir. Çocukların sabah, öğle ve akşam ana öğünlerinde yedikleri izlenmeli, öğünlerde tükettiği besin miktarına bakılarak kuşluk, ikindi ve yatarken yine küçük porsiyonlarda meyve, süt, ayran, peynir, ekmek, kuruyemiş gibi besinler tüketmesi sağlanmalıdır.

Çocuğun beslenmesine yönelik yapılması istenen davranışları aile kendisi yaparak veya onunla birlikte yaparak çocuğa örnek olunmalıdır.

Çocuklar tok olduklarını hissettikleri zaman ısrar edilmemeli, doyduklarını hissettikleri zaman yemek yemeye son verilmelidir. Bu davranış çocuğun ileriki döneminde açlık ve tokluk durumunu algılayıp yediklerini doğru kontrol edebilmesinde çok önemlidir.

Çocuğun dikkatini dağıtacak durumlar (televizyon, tablet, bilgisayar, telefon vb. kullanımı) azaltılmalıdır.

Ailece sofrada yemek yemeğe özen gösterilmelidir.

Besleyici ara öğünler tüketimi teşvik edilerek çocuğun atıştırmalardan uzak durması ve fazla ağırlık kazanması engellenmiş olur. Ara öğünlerde simit, peynir, süt,  ayran, küçük peynirli sandviçler, meyve, sebze evde yapılan kurabiye, kek gibi besinler cips, çikolata, hazır kekler, bisküvi yerine tercih edilmelidir.

Çocuğun alerjisi yoksa güçlü bir bağışıklık sistemi için 1 yaşından sonra arı sütü ve poleni tercih edebilirsiniz.

İştahsız çocukta yemek miktarını yaşı ile belirleyerek, her yemekten yaşı kadar kaşık tüketmesi hedeflenmelidir.

Çocukların yemek istemediği veya zorlandığı durumlarda onların ilgisini çekecek tabaklar hazırlanabilir.

Çocuğun sürekli olarak tek bir besini fazla miktarda tüketmesi önlenmeli, sınırlama getirilmelidir.

Yemekler ceza veya ödül olarak gösterilmemelidir. ‘Yemeğini yersen oyun oynarız!’ yerine ‘Yemeğimizi yedikten sonra oyun oynayalım.’ şeklinde yaklaşılmalıdır.

Çocuklara hiçbir besin yasaklanmamalı, ancak zararları çocuğa anlatılmalı, çok yağlı ve şekerli besinleri tüketmeleri sınırlandırılmalıdır.

Çocuklara küçük yaşlarda fiziksel aktivite alışkanlığı kazandırılmalıdır. Bu yaş grubu çocuklar tüm güne yayılmış olarak günde en az 3 saat boyunca her gün fiziksel olarak aktif olmalıdır.

İştahsız çocuklarda fiziksel aktivite ve açık havada zaman geçirmede çocuğun iştahın artmasına yardımcı olabilir.

Açık havada vakit geçirerek ve oynayarak çocukların sağlıklı kemik ve diş gelişimi için yeterli D vitamini alması sağlanmalıdır.

Ve son olarak unutmayalım ki onlar hepimizin, geleceğimizin çocuklarıdır.

 

DİYETİSYEN MERVE SÖNMEZ

 

KAYNAKÇA: https://dosyasb.saglik.gov.tr/Eklenti/10915,tuber-turkiye-beslenme-rehberipdf.pdf

Bereket Meyvesi Nar: Kalpten Cilde Şifa!

Latince adı Punica Granatum olan nar, binlerce yıldır insanlık tarihinin en değerli meyvelerinden biri olarak kabul edilir. Mitolojilerde ve kutsal metinlerde bereketin, doğurganlığın, bolluğun ve yeniden doğuşun sembolü olarak anılan nar, yalnızca kültürel anlamda değil, bilimsel olarak da doğanın en güçlü şifa kaynaklarından biri olarak öne çıkıyor.

Günümüzde yapılan çok sayıda araştırma, narın içeriğindeki güçlü antioksidan bileşenlerin sağlığı desteklediğini göstermektedir. Nar; C vitamini, potasyum, demir gibi temel minerallerin yanı sıra polifenoller, antosiyaninler ve tanenler gibi antioksidan açısından zengin bileşikler içerir. Narın yenilebilir kısmının 100 gramında yaklaşık 150 mg fenolik bileşik bulunur; bu oran, onu doğadaki en güçlü antioksidan kaynaklarından biri yapar.

Nar ve nar suyu düzenli tüketildiğinde bağışıklık sistemini güçlendirir, enfeksiyonlara karşı vücudun savunmasını artırır. Güçlü antioksidan yapısı sayesinde serbest radikallerle savaşır, hücreleri oksidatif stresten korur ve yaşlanma sürecini yavaşlatır. Araştırmalar, nar suyunun kanın antioksidan kapasitesini belirgin biçimde artırdığını ve vücuttaki oksidatif hasarı azalttığını ortaya koymuştur.

Kalp ve damar sağlığı açısından da nar dikkat çekici etkilere sahiptir. İçeriğindeki polifenoller ve tanenler damar duvarlarını korur, tıkanıklık riskini azaltır. Klinik çalışmalar, nar suyunun LDL (kötü kolesterol) oksidasyonunu önlediğini, damar esnekliğini artırdığını ve ateroskleroz gelişimini yavaşlattığını göstermektedir. Ayrıca nar suyunun, tansiyon düşürücü ACE inhibitörü etkisiyle kan basıncını dengeleyebildiği belirlenmiştir.

Nar çekirdeği yağı da bu meyvenin bir diğer değerli bileşenidir. Punisik asit ve polifenoller açısından zengin olan nar çekirdeği yağı, hücre yenilenmesini destekler, cilt elastikiyetini korur ve kalp-damar sağlığına katkı sağlar. Aynı zamanda konjuge yağ asitleri içeren nadir bitkisel kaynaklardan biridir.

Bilimsel çalışmalar, nar suyunun ve çekirdeğinin kanser hücreleri üzerinde koruyucu ve büyümeyi yavaşlatıcı etkiler gösterebileceğini de ortaya koymuştur. Wisconsin Üniversitesi’nde yapılan araştırmalarda nar suyunun kanserin ilerleme hızını düşürdüğü; Cancer Prevention Research dergisinde yayımlanan çalışmalarda ise nardaki ellajitanninlerin, östrojen üretimini baskılayarak özellikle meme ve prostat kanserine karşı koruyucu etki oluşturabileceği bildirilmiştir.

Bunun yanında, Edinburgh Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırmada dört hafta boyunca her gün 500 ml nar suyu içen bireylerde kan yağlarında düşüş ve bel çevresinde incelme gözlenmiştir. Hayvan deneylerinde ise taze nar suyunun eklem dokularındaki hasarı onarabileceği, artrit belirtilerini hafifletebileceği görülmüştür.

Nar suyunun erkek üreme sağlığı üzerindeki olumlu etkileri de dikkat çekmektedir. Yapılan deneylerde nar suyu tüketiminin sperm sayısını, hareketliliğini ve kalitesini artırdığı; insanlarda yapılan gözlemlerde ise düzenli nar suyu tüketiminin cinsel performansı destekleyebileceği bildirilmiştir.

Narın insan sağlığı üzerinde etkileri için daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır.

Sonuç olarak, binlerce yıldır bereketin, doğurganlığın ve yaşamın simgesi olan nar; günümüzde bilimsel verilerle desteklenen çok yönlü faydalarıyla öne çıkmaktadır. Düzenli olarak tüketilen taze nar suyu, bağışıklığı güçlendiren, kalp-damar sistemini destekleyen, hücreleri yenileyen ve yaşlanma karşıtı etkiler sunan doğal bir besin kaynağıdır. Ancak her doğal üründe olduğu gibi nar da ölçülü tüketildiğinde faydalıdır. Özellikle kronik hastalığı veya ilaç kullanımı olan kişilerin düzenli tüketim öncesinde bir uzmana danışması önerilir.

Bitki Uzmanı Erman Sönmez

 

Al-Dujaili, E. A. S., Casey, C., & Stockton, A. (2022). Antioxidant Properties and Beneficial Cardiovascular Effects of a Natural Extract of Pomegranate in Healthy Volunteers: A Randomized Preliminary Single-Blind Controlled Study. Antioxidants, 11(11), 2124.

Minutolo, A., Gismondi, A., Chirico, R., Di Marco, G., Petrone, V., Fanelli, M., … Meneguzzo, F. (2023). Antioxidant Phytocomplexes Extracted from Pomegranate (Punica granatum L.) Using Hydrodynamic Cavitation Show Potential Anticancer Activity In Vitro. Antioxidants, 12(8), 1560.

 

Gebelikte Yaşanabilecek Sorunlar

MİDE BULANTILARI: Genellikle gebeliğin 4-6. haftasında başlar. 12. Haftadan sonra hafifler. Bu dönemde midenizi çok fazla aç bırakmamaya çalışın. Galeta, peynir, ekmek, kraker gibi kuru besinler tüketin. Azar azar sık sık yemek yiyin. Yatıyorsanız kalkerken dinlenip yavaş yavaş kalkın. Yemekleriniz çok baharatlı, acı, yağlı, ekşi olmasın. Çok ağır kokan yemeklerden kaçının. Eğer kusma varsa bu dönemde tiksinmemek için çok fazla sevdiğiniz yiyecekler tüketmeyin. Yemek yerken aralarda su tüketimini azaltın. Genellikle yemekten önce veya sonra su tüketmeye çalışın.

KABIZLIK: İnce bağırsakların hareketinin azalması, çok fazla kuru gıdaların yenmesiyle bu dönemde çok sık görülen sorunlardan biridir kabızlık. Eğer kabızlık sorunu yaşıyorsanız tuvalette ıkınmamalısınız. Her gün kendinizi çok zorlamadan yürüyüş yapmanız iyi gelecektir. Öğünlerinizdeki posa miktarını arttırmanız gerekir. Meyve, sebze, tam tahıllar, bulgur, yulaf, yoğurt tüketmelisiniz. Kahvaltınıza sağlıklı yağ asitlerinden zengin ceviz gibi yemişleri ve yağlı tohumları eklemeniz faydalı olacaktır.  Sebze yemekleri ve salatalarınızda zeytinyağı kullanmayı ihmal etmeyin. Doktorunuza danışarak probiyotik almanız da kabızlığınıza ve bağırsak mikrobiyotanıza iyi gelecektir. Kabızlık için doktorunuza danışmadan ilaç almayın. Sorununuzu gidermek için bitkisel çaylar ve karışımlar tüketmeyin.

ÖDEM: Genellikle son aylarda daha çok görülen ödem için günlük tüketilen tuz miktarına dikkat etmeniz gerekir. Günlük alım yiyeceklerdeki dahil 1 çay kaşığını geçmemelidir. Dışardan aldığınız paketli ürünlerdeki tuz miktarına dikkat edin. Salamura, konserve, zeytin gibi besinlerin tuzunu azaltmadan tüketmeyin.

OBEZİTE: Gebelikte kazanılan vücut ağırlığı hem siz hem de bebeğiniz için oldukça önemlidir. Gebelikte alınması gereken miktarı bir önceki ay anlatmıştım. Tekrar gözden geçirmeniz faydalı olacaktır çünkü gebelikte önerilen miktarın altında kazanılan vücut ağırlığı, bebeğinizin düşük doğum ağırlığında doğma riskini arttırırken önerilenden fazla kilo aldığınızda bebeğinizde makrozomi (iri bebek, 4500 gramdan fazla doğum ağırlığı) görülebilir, yetişkin döneminde iken obezite riski artabilir. Siz de ise gestasyonel diyabet, obezite riski artar. Fakat gebeyken ve emziklilikte zayıflama diyetleri önerilmez. Bunun yerine beslenme örüntünüz değerlendirilir.  Ve size özel sağlıklı bir beslenme programı oluşturulur.

GESTASYONEL DİYABET: Gebelikte görülen ve doğru beslenme programı ile genelde gebelikten sonra geçen glukoz intoleransıdır. Ailenizde diyabet varsa, gebelik öncesinde fazla kilolu veya obezseniz, önceki gebeliklerinizde gestasyonel diyabetiniz olduysa, daha önceki doğumlarınızda bebeğinizde makrozomi (iri doğmuşsa) varsa, 35 yaşından büyükseniz gestasyonel diyabet riskiniz diğer gebelere göre fazla olabilir. Bu durum 24-28. Haftalarda şeker yükleme testi ile anlaşılır ve doğru tedavi için yapılması oldukça önemlidir. Düzenli olarak kan şekerinize baktırmalısınız. Kan glukoz düzeyinize göre beslenme programı uzmanları tarafından oluşturulmalı ve dikkatle uygulanmalıdır. Bu durumda da asla zayıflama diyetleri yapılmamalıdır ve beslenme uzmanlarına danışılmalıdır.

BESİN ZEHİRLENMESİ: Gebelik ve emziklilik besin zehirlenmelerinde daha hassas ve riskli olunan dönemdir. Mikroorganizmaların bulaş ve konteminesini olabildiğince önlemek gereklidir. Bunun için kırmızı et ve yumurtanızı iyi pişirin. Sokakta satılan sütleri tüketmeyin. Meyve ve sebzeleri çok iyi yıkayın.  Etin dondurup çözdürme işlemini tekrarlamayın. Özellikle dışarda yemek yiyorsanız, güvendiğiniz yerlerde bile, sebze ve salata gibi iyi yıkama işlemi gerektirecek besinleri tabağınızda tercih etmeyin. Pişmiş ve çiğ besinleri dolapta ayrı raflarda muhafaza edin.

AŞERME, TİKSİNME: Bu dönemde canınız hiç sevmediğiniz veya normalde çok fazla tüketmediğiniz bir şey çekebilir veya çok sevdiğiniz bir besinden tiksinebilirsiniz. Bu durum oldukça normaldir. Canım istiyor fakat faydalı değil diye düşünüp kendinizi kötü de hissetmeyin. Eğer canınız istiyorsa yiyin. Canınızın bir şeyi çok fazla istemesi veya sağlıklı olduğunu düşündüğünüz bir şeyden tiksinmeniz üzerinizde bir baskı oluşturmasın.

Tüm bu sıkıntıları yaşamamanızı ve sağlıklı bebeğinizle huzurlu bir gebelik geçirmenizi temenni ediyorum. Eğer bunları yaşadığınız bir gebeliğiniz var ise geçici bir durum olduğunu hatırlatın kendinize, gözlerinizi hemen kapatın ve bebeğinizle oyunlar oynadığınız günleri hayal edin. Sizi emdiği zaman, ilk anne deyişi, minik adımları, gülümsemesi, hatta her şeyi sorması bile…Yaşadığınız her şeye değiyor değil mi?

DİYETİSYEN MERVE SÖNMEZ

KAYNAKÇA:

*https://dosyasb.saglik.gov.tr/Eklenti/10915,tuber-turkiye-beslenme-rehberipdf.pdf               

*Güneş AKSÜS, ÇOCUĞUM NE YESİN, doğan kitap, İSTANBUL

Gebelik Döneminde Beslenme

Sevgili anneler/anne adayları, mucizevi yolculuğunuz bebeğinizi kucağınıza aldığınız zaman başlamayacak aslında henüz karnınızdayken başladı bile. Çünkü bebeğiniz karnınızdaki 1. günden itibaren sizinle birlikte besleniyor. Bu sebeple sağlıklı ve düzenli beslenmeye her zamankinden biraz daha önem vermelisiniz.  Bu dönemde eneji ve besin ögelerinin yeterli  alınması; bebeğinizin büyüme ve gelişimi, yetişkinlik döneminde oluşabilecek hastalıkların önlenmesi, ve emziklilik döneminde süt yapımında gerekli besin ögesi deposunun oluşması açısından çok önemlidir. Aynı zamanda erken/geç doğum , preeklemsi ve gestasyonel diyabet gibi oluşabilecek  rahatsızlıkların da riskini azaltabilir. O halde gebelik döneminde dikkat edilmesi gerekenlere birlikte bakalım:

Günlük alınması gereken enerji ve besin ögesi: Alınması gereken enerji ve besin ögesi ihtiyacı artmaktadır. Süt, et/tavuk/balık/yumurta/kurubaklagil/yağlı tohum/kabuklu yemiş, sebze, meyve, tahıl gruplarının her birinden dengeli bir şekilde tabağınıza yer vermelisiniz. Tüketmeniz gereken porsiyonlar; yaş, gebelik öncesi  vücut ağırlığı, besin depolarının yeterliliği ve fiziksel aktivite gibi bir çok etmene bağlıdır. Bu sebeple size en uygun beslenme programı için mutlaka bir beslenme uzmanına danışmalısınız.

Vücut ağırlığı:  Gebelik süresince toplam ne kadar kilo alınması gerektiği gebelik öncesi BKI ile ilgillidir. Yani gebelik öncesi  kilonuzu boyunuzun metre cinsinden karesine böldüğünüz zaman elde edeceğiniz sonuca göre almanız gereken kilo değişir.

gebelik-döneminde-beslenme

*Örneğin  60 kg 1,65 m sağlıklı bir kadının BKI değeri  60/1,65/1,65= 22.03 kg/m2 dir. Tabloya göre normal aralıktadır. Gebelikte 11,5-16 arasında kilo kazanımı olmalıdır.

Sıvı alımı:  Hücre dışı sıvı hacminin artması, amniyotik sıvı, fetüs gereksinmesi gibi nedenlerle  sıvı ihtiyacınız artacaktır. Günlük tüketmeniz gereken sıvı alımının üzerine 3-4 bardak daha sıvı almanız gerekir.

*Günlük alınması gereken sıvı miktarı: Kilonuzu 35 ile çarptığınız zaman ne kadar sıvı almanız gerektiğini bulabilirsiniz.

*Örneğin 60 kg sağlıklı bir kadın: 60*35=2100 ml sıvı alması gerekir. Bu da yaklaşık 9 su bardağı sıvı demektir. Gebelikte ise bunu 12-13 su bardağına çıkarmalıdır.

Su, süt, ayran, komposto , şerbet,  taze sıkılmış meyve suyu ile sıvı ihtiyacınızı karşılayabilirsiniz. Bunların yanında günlük kafein alımınızı da sınırlandırmanız gerekir. Bu dönemde bitki çaylarının kullanımı da tehlikeli olabileceğinden herhangi bir bitki çayı tüketmemelisiniz.

Folik asit:  Bebekte nöral tüp defekti, düşük doğum ağırlığı, plesantanın erken ayrılması gibi durumlara karşı koruyucu olan folik asite gebelikten önce başlayıp gebeliğin de 3 ayına kadar desteklenmesi gerekir. Bu sebeple planlanmış gebelikler oldukça önemlidir. Ayrıca günlük olarak mevsiminde ve taze meyve,sebze tüketiminizin de folat alımı açısından rolü yüksektir.

D vitamini:  D vitamini için en güçlü kaynağımız güneştir.  Gebelikte gereksinmesi artan ögelerden biridir. Bu sebeple gebeliğinizde ve emziklillik döneminde doktorunuza danışarak desteğinin alınması önerilir.

Kalsiyum:  Yeterli alınan süt ve süt ürünleri;  diş çürükleri, osteomalasia(kemik yumuşaması), ileride görülebilecek osteoporozun önlenmesi, kemik kütlenizin korunması ve bebeğinizin iskelet yapısının  gelişimi  için oldukça önemlidir.

İyot: Gebelikte gereksinimi oldukça artmaktadır. Yetersizliğinde bebekte önlenebilir beyin hasarından, mental gerilik, sağırlık, cücelik, guatr, erken doğum, düşük, ölü doğum, doğumsal bozukluklara kadar bir sürü sorun görülebilir.  Günde 5 gramı( tepeleme 1 çay kaşığı) geçmemesi gereken tuz tüketiminizde iyotlu tuz kullanımı önerilir. Tiroitleriniz ile ilgili bir rahatsızlığınız varsa doktor kontrolünde olmanız gerekir.

Balık tüketimi: Bebeğinizin beyin gelişimi için omega-3 almanız  önemlidir. Balık omega-3 yağ asitlerinden oldukça zengindir. Fakat derin sularda yüzen bazı balıklar ve midye fazla civa içerebilir. Kılıç balığı, tuna balığı ve iri uskumru civa oranı yüksek balıklardır. Tüketilmemesi gerekir. Temiz denizlerdeki mezgit, barbun, lüfer, levrek, çupra, ton balığı, hamsi, istavrit, palamut , somon gibi balıkları tüketebilirsiniz.

* Bir sonraki bölümde gebelikte rastlanan beslenme sorunları ve önerileri ile sizinle olacağım, takipte kalın…

Güzel annelerimize ve sofralarının en tatlı eşlikçisi bebeklerinize sağlıklı günler diliyorum.

 Diyetisyen Merve Sönmez

 

KAYNAKÇA:

*https://dosyasb.saglik.gov.tr/Eklenti/10915,tuber-turkiye-beslenme-rehberipdf.pdf

*Güneş AKSÜS, ÇOCUĞUM NE YESİN, doğan kitap, İSTANBUL

* https://www.milliyet.com.tr/pembenar/hamilelikte-hangi-baliklar-yenmeli-1934920

* https://www.memorial.com.tr/saglik-rehberleri/hamileyken-yanlis-besin-secimi-bebeginize-zarar-verebilir/

Sağlığın Anahtarı Akdeniz Diyetinde

2020 yılında da en sağlıklı diyet olarak seçildi.
Dünyanın en sağlıklı diyetlerinden biri olarak kabul edilen Akdeniz Diyeti; mevsiminde, kendi bölgesinde yetişen, taze sebze ve meyveler; tam tahıl besinler; kurubaklagiller(nohut,kuru fasulye, mercimek, barbunya, bakla, bezelye, börülce, soya fasulyesi); sert kabuklu yemişler/yağlı tohumlar( fındık, ceviz, badem, susam, keten tohumu…) ve zeytinyağı gibi bitkisel besinlerden zengin; yumurta, balık ve deniz ürünlerinin orta-yüksek düzeyde; kırmızı etin ise düşük düzeyde tüketimi ile karakterize sürdürülebilir bir beslenme modelidir.
Akdeniz diyetinin kardiyovasküler hastalıkların önlenmesinde kullanılmasını değerlendiren 4 yıllık randomize kontrollü PREDIMED çalışması, zeytinyağı ve kuruyemiş içeren bu diyetin kardiyovasküler hastalık insidansını %30 azaltabileceğini göstermiştir.Yapılan daha bir çok çalışmada, Akdeniz Diyetinin kardiyovasküler hastalıklar, obezite, bazı kanser türleri,metabolik sendrom, Tip2 diyabet , Alzheimer gibi çeşitli hastalıkları önlediği ve beslenme tedavisinde yardımcı olduğu kanıtlanmıştır.
Akdeniz diyetinin yüksek düzeyde antioksidan bileşenler, magnezyum, doymamış yağ asitleri ve posa içermesinin yanı sıra alkol tüketiminin ılımlı olmasın bu hastalıklar üzerindeki potansiyel etki mekanizmalarının başında yer almaktadır.
Sağlığımızın, sevdiklerimizle geçirdiğimiz her anın ne kadar önemli olduğunu bir kere daha anladığımız bugünlerde dengeli beslenme ve düzenli egzersizle hastalık riskini azaltmaya çalışalım ve anahtarı elimize alalım.
Bir Akdenizli olarak sağlıklı günler dilerim.

Kaynakça:
-Melike GÖNDER ve Gamze AKBULUT, ‘Güncel Akdeniz Diyeti ve Potansiyel Sağlık Etkileri’, Turkiye Klinikleri J Health Sci, vol. 2, No. 2, 2017, syf. 110-120.
-Bower A. ve ark., ‘ The Health Benefits of Selected Culinary Herbs and Spices Found in the Traditional Mediterranean Diet’, Crit Rev Food Sci Nutr., vol. 56, No. 16, 2016, syf. 2728-2746 .
-Dussaillant C. ve ark.,’ Current evidence on health benefits of the mediterranean diet’, Rev Med Chil, vol. 144, No. 8, 2016, syf. 1044-1052.
-Tosti V. ve ark., ‘ Health Benefits of the Mediterranean Diet: Metabolic and Molecular Mechanisms.’, J Gerontol A Biol Sci Med Sci., vol. 73, No. 3, 2018, syf. 318-326.
-Türkiye Beslenme Rehberi(2015)

Medyatik Bedenler

MEDYA MEDYA SÖYLE BANA VAR MI BENDEN GÜZEL?

ÜZÜLEREK SÖYLÜYORUM Kİ MEDYADAKİ ‘ İDEAL VÜCUT’ ORANLARINDA DEĞİLSİNİZ.  HEMEN SPORA BAŞLAYIP, YETERINCE DE  AÇ KALIP VÜCUDUNUZU DİNLEMEDİĞİNİZDE SİZ DE DİĞERLERİ GİBİ ‘GÜZEL’ OLABİLİRSİNİZ!!!

Pamuk prensesi medyadaki güzellere, ‘sıfır beden ya da kaslı,harika vücutlara’, imrendiğimiz , onlar gibi olmaya çalıştığımız bizleri, sürekli aynayla konuşan kötü kalpli cadıya benzetmek istemezdim. Burdaki tek fark bizlerin derdi pamuk prensesle değil kendimizle.

Günümüzde kullanımı iyice yaygınlaşan sosyal medyanın belki de fark etmediğimiz ama bilinçaltımızda oluşturduğumuz beden algısı, bizi bilinçsiz beslenmeye ve kendi bedenimizi beğenmemeye itmektedir.

Medyada atılan başlıklar, haberler ve  özellikle de ergenlik dönemindeki bireylerin dergilerde, tvde ve sosyal medya araçlarında görülen ünlüler, şarkıcılar, oyuncular ve fenomenleri idol görmesi  malesef ki medyada görüntüleyenlerin de mükemmel gözükme çabasını beraberinde getirmektedir.

ABD’de yaşları 11- 19 arasında 500 kız öğrencide yapılan bir araştırmada katılımcıların %69’unun zihinlerinde dergilerde yer alan kişiler ile bağlantılı olarak ideal beden şeklinin oluştuğu, %47’sinde ise bu görselleri gördükten sonra kilo verme arzusunun meydana geldiği gözlemlenmiştir (Field, vd. 2001). Ayrıca, gençlerin bedenlerini, moda/güzellik dergilerinde yer alan kişilerin bedenleri ile karşılaştırmaları sonucunda kendi bedenlerinden memnuniyetsizlik duydukları da bilinmektedir. (Levine ve Chapman, 2011). Yaşları 18-42 arasında değişen, 150 kadın ve erkeğin dahil edildiği bir başka çalışmada, erkeklerde spor dergilerinin ideal beden farkındalığını arttırdığı ve bedenlerine ilişkin memnuniyetsizlik yarattığı sonucuna ulaşılmıştır (Morry ve Staska, 2001).

Yapılan araştırmalardan da anlaşıldığı gibi kişinin  ideal beden diye tanımladığı vücutlar kendilerinde beden algısı yaratmaktadır. Aslında ideal vücut tek değildir. Herkesin sağlıklı olduğu ideal vücut ağırlığı, kompozisyonu veya şekli; genetiğine, coğrafyasına, kan parametrelerine, cinsiyetine, metabolizma hızına, sağlık durumuna, yaşına, fiziksel aktivitesine, sosyo-ekonomik durumuna, beslenme tarzına ve daha sayabileceğimiz bir çok etkene göre değişkenlik gösterir. Bu sebeple herkesin tek bir beden olması beklenemez. Bizler kendi bedenimizde, kendi idealimizde, çeşitliliğimizle güzeliz.

ŞİMDİ AYNAYA DEĞİL KENDİMİZE SORALIM

KİMİN BEDENİNDEYİM?

Dyt. MERVE SÖNMEZ

 

KAYNAKÇA

1)Elif Eşiyok Sönmez 1 Özlen Özgen2, Medya Kullanımı ve Beden İmajı: Türkiye ve İngiltere Örneği, dergipark

2)Field, A. E., Camargo, C. A., Taylor, C. B., Berkey, C. S., Roberts, S. B., & Colditz, G. A. (2001). Peer, Parent and Media İnfluences on the Development of Weight Concerns and Frequent Dieting Among Preadolescent and Adolescent Girls and Boys. Pediatrics, 107(1), 54-60.

3)Levine, M. P. ve Chapman, K. (2011). Media Influences on Body Image, (Editör Cash, T. F., & Smolak, L.) Body Image: A Handbook of Science, Practice and Prevention. Guilford Press

4)Morry, M. M., & Staska, S. L. (2001). Magazine Exposure: Internalization, Self-Objectification, Eating Attitudes and Body Satisfaction in Male and Female University Students. Canadian Journal of Behavioural Science/Revue Canadienne Des Sciences Du Comportement, 33(4), 269.

 

 

 

Diyetisyenler Neler Yapar?

  • İnsanların sağlıklarını korumalarına yönelik beslenme düzeni oluştururlar.
  • Çeşitli hastalık durumlarındaki birey ve gruplar için hastalıklarına uygun diyet programları planlar.
  • Hastanın tedavisinde diğer sağlık çalışanlarıyla multidisipliner çalışır.
  • Hastanın beslenme geçmişini araştırır, antropometrik ölçümlerini ve biyokimyasal parametrelerini inceler.
  • Diyet şekli ve yeme alışkanlıklarına göre diyet programını planlar.
  • Hastayı, hastanede ve poliklinikte diyet tedavisi ve beslenmesi yönünden eğitir,  diyet takiplerinin değerlendirilmesini yapar.
  • Hasta taburcu olurken de yine diyet şeklini, yeme alışkanlıkları ve sosyoekonomik koşulları göz önünde bulundurarak tanımlar.
  • Hastane bölüm şefleri ile beslenme ve diyet tedavisi hakkında gerektiğinde toplantılar yapar.
  • Hastanede, hastalara veya personele ekonomik şekilde, beslenme esaslarına uygun olarak yemek servisi yaptırarak beslenmelerini sağlar.
  • Hastalıklar ve beslenme konularında verilen konferans ve seminerlere katılır.
  • Toplu beslenme yapılan kurum ve kuruluşlarda beslenme ilkelerine uygun hizmetin verilmesini sağlar.
  • Besinlerin satın alınması, hazırlanıp pişirilmesi, saklanması ilkelerini belirler ve uygulanmasını sağlar.
  • Kurum ve kuruluşların özelliklerine göre bireylerin günlük enerji ve besin ögelerini hesaplar.
  • Bu hesaplara uygun günlük, haftalık, aylık menüler düzenler.
  • Besinlerin hazırlanmasında görev alan personelin hijyenik ve sanitasyon kurallarına uyarak çalışmasını sağlar.
  • Toplumun yanlış beslenme alışkanlıklarını saptar; yeterli, dengeli, sağlıklı ve ekonomik beslenmesi için eğitim programları hazırlar, bilinçlendirmek için çalışmalar yapar.
  • Ülkenin temel beslenme plan ve politikalarının belirlenmesi ve uygulanmasında yardımcı olur.
  • Kadınların gebelik öncesinde, gebelikte ve emziklilik döneminde beslenme durumlarına ve gereksinimlerine göre diyet programını oluşturur.
  • Bebeklerin 6. ayından sonra tamamlayıcı beslenmeye geçişinde anneye eğitim verir, danışmanlık yapar.
  • Yaşlı bireylerin sağlık durumunu göre alması gereken enerji ve besin ögesini hesaplar, yaşlı bireylere uygun menüler hazırlar.
  • Sporculara, çalıştıkları spor, vücut kompozisyonları ve performanslarına göre müsabaka öncesi – sırası ve sonrası için beslenme programı oluştururlar.
  • Afet gibi acil yardım durumlarında insanların beslenme durumunu saptar, gereksinimlerine göre beslenme paketleri oluşturur.
  • Güncel yayınları ve beslenme bilimi araştırmalarını takip eder.
  • Yeme bozukluğu, ideal vücut ağırlığı ve sağlıklı beslenme alışkanlıkları konusunda danışmanlık yapar.

     DİYETİSYEN MERVE SÖNMEZ

Sahurdan İftara: Sağlıklı Ramazan Sofralarının Püf Noktaları

Ramazan ile birlikte hem ruhumuzun hem de bedenimizin dinlendiği bir dönemdeyiz. Kendimizi çok fazla yemeğe verdiğimiz, öğün düzenimizin değiştiği bir süreçten çıkıyoruz. Ramazana geçiş ve alışma döneminde özellikle de sahura kalkmıyorsak veya yeterli beslenmiyorsak gün içinde yorgunluk, uyku hali, kan şekeri düşüklüğü, sindirim zorlukları, mide ve bağırsaklarda gaz birikimi, ani tansiyon yükselmesi, vücudun susuz kalması ve su – tuz dengesinin bozulması gibi durumlar görülebilir.

Yaklaşık 16 saat gibi uzun bir süre aç kalıyoruz bu sebeple sahurda yediklerimizin doyurucu olması ve rahatsız etmemesi oldukça önemlidir. Sahurda süt, yoğurt, peynir, yumurta, tam tahıllı ekmeklerden oluşan hafif bir kahvaltı yapabilir ya da çorba, zeytinyağlı yemekler, yoğurt ve salatadan oluşan bir öğün tercih edebiliriz. Ayrıca enerji ve besin değeri yüksek, sağlıklı yağ içeriğine sahip kuru yemişleri tüketmemiz de faydalı olacaktır. Çok fazla susatmaması açısından çiğ olan kuru yemişleri tüketmemiz iyi olacaktır. Zengin vitamin, mineral ve posa içeriğine sahip, antioksidan olan meyvelerin tüketimi de gün içerisindeki susuzluğumuzu önlemeye yardımcıdır.

İftarda ise yine bedenimizi çok yoracak yemekler yememeliyiz. İlk başta hurma, peynir, domates, zeytin, çorba gibi hafif yiyeceklerle başlayıp 10-15 dakika dinlendikten sonra az yağlı et yemeği, sebze yemeği veya salatayla devam edebiliriz.

Su ihtiyacımızı karşılamak ve bağırsaklarımızı rahatlatmak için komposto, hoşaf, ayran, cacık, şerbet ve taze meyve suları hazırlayıp, tüketebiliriz.

Kavrulmuş, kızartılmış ve tütsülenmiş yemekler yerine; ızgara, haşlama, fırında, buğulama gibi sağlıklı yöntemlerle hazırlanan yemekleri tercih edelim.

Aşırı şerbetli tatlılar yerine; sütlü ve/veya meyveli tatlıları (sütlaç, güllaç, muhallebi vb.) tercih edelim ve porsiyon kontrolüne dikkat edelim.

Yemeklerimizi yerken dinlenerek, çok çiğneyerek, küçük lokmalar halinde ve yavaş tüketmeye özen gösterelim.

İftardan 1-2 saat sonra evde hareket etmek, yürüyüş yapmak yediklerimizi sindirmede yardımcı olacaktır.

Son olarak Birleşmiş Milletlerin oluşturduğu ‘Dünyada Gıda Güvenliği ve Beslenme Durumu’  raporuna göre 821.6 milyon insan yani dünya nüfusunun yüzde 11’i açlık çekiyorken mutfağımızda, soframızda, tabağımızda israfı önleyelim. Alışverişe ihtiyaç listeleriyle çıkalım. Besinleri raf ömürlerine göre muhafaza edip tüketelim. Sebzeleri pişirmeyeceksek kesip, yıkamadan dolaba koyalım. Kurubaklagil ve baharatlar sıcak ve nemli olamayan ışık almayan dolaplarda muhafaza edelim. Bayatlayan ekmekleri çöpe atmak yerine çorbalarda kızartarak, peksimet yaparak, tatlı yaparak veya köftelerin içine doğrayarak tüketelim. Tabağımıza yiyeceğimiz kadar yiyecek alalım. Çocuklarımızın tabağına da yetişkin olmadıklarını göz önünde bulundurarak yemeklerini koyalım. Dünyamız için farkındalığa önce kendimizden başlayalım.

Haydi, top patladı yeter dediğinizi duyar gibiyim. Sofralar hazırsa afiyet olsun o zaman.

 

DİYETİSYEN MERVE SÖNMEZ

 

 

KAYNAKÇA

1)https://hsgm.saglik.gov.tr/tr/beslenmehareket-haberler/ramazan-ay%C4%B1nda-beslenme.html

2)https://www.dilarakocak.com.tr/sahurda-tuketmeniz-gereken-5-besin/

3)https://www.dilarakocak.com.tr/hos-geldin-ramazan-3/

4)https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-48999616

Daha Güçlü Savunmaya Hazır mısınız?

 

Evet, bu zorlu süreçte hem psikolojik olarak hem de bedenen güçlü olmak oldukça önemlidir.  Enerjik, dinlenmiş, mutlu, savaşabilen bir savunma sistemi için alacağımız önlemler aslında çok basit:

1) Kaliteli ve düzenli uyuyalım.

2) Evdeki fiziksel aktivitelerimizi arttıralım veya bilinçli egzersizler yapalım.

3) Su tüketimimizi arttıralım.

4)  Alerji durumu yoksa her sabah yemekten önce propolis eksratı tüketelim.

5) Trans yağ, doymuş yağ, ilave şeker, tuz içeren hazır gıdalar yerine evde hazırladığımız sağlıklı atıştırmalıkları tercih edelim.

6) Ne demiş Hipokrat ‘BESİNLER İLACINIZ, İLACINIZ BESİNLER OLSUN.’ O zaman her öğünde tabağımızda her besin grubundan( tam tahıllar, meyve, sebze, kabuklu yemişler ve tohumlar, kuru baklagiller, süt ürünleri) yiyeceklere yer verelim.

7) Her öğün bol limonlu, soğanlı, renkli ve çeşitli salatalar hazırlayıp yiyelim.

8) Kuşburnu, hibisküs, ekinezya, ıhlamur, gibi hem antioksidan hem de C vitamini deposu çaylar içelim.

9) Antiseptik olan kekik, adaçayı, karanfili içebilir veya gargara yaparak boğazımızı temizleyelim.

10)Zerdeçal, karabiber, zencefil, çörekotu, karanfil, sumak, kekik gibi mutfağımızda kullandığımız eşsiz renk, tat ve kokudaki bu şifalı baharatları soframızda daha sık misafir edelim.

11) Antioksidan zengini olan tam tahıllar, kuru yemişler, kuru baklagiller, yeşil yapraklı sebzeler, bitkisel yağlar, turunçgiller, kuşburnu, çilek, domates, mor lahana, patates, havuç, elma, çilek, muz, nar, üzüm, pancar, çay, deniz ürünleri, sarımsak, soğan, süt, yumurtanın savunmada bize yardım etmelerine izin verelim.

12) İnsan sağlığı ve bağışıklığı üzerine birçok yararlı etkisi olan yoğurt, peynir, ayran, kefir, turşu(az tuzlu) gibi fermente ürünlerin tüketimini unutmayalım.

NOT: Önerilen tüm besin ve takviyelerin günlük alınması gereken miktarları için lütfen bir beslenme ve diyet uzmanına danışalım.

13)Tüm bunların yanında musikinin iyileştirici, dinlendirici, güçlendirici, güzelleştirici etkisini asla göz ardı etmemek lazım. İbn-i Sina’nın da dediği gibi ‘Musiki, hastalıklarla daha iyi mücadele için bir cesarettir.’ Ondan ayrı kalmayalım.

SAĞLIKLI GÜNLER…

DİYETİSYEN MERVE SÖNMEZ

 

KAYNAKÇA

1) Flavonoidler ve Sağlık, Beslenme ve Diyet Dergisi / J Nutr and Diet 26(2): 54-60,1997

2) Fermente Süt Ürünlerinin Sağlık Üzerine Etkisi, Yaşam Dediğin 9 Metre, Prof. Dr. Murat Baş, Destek Yayınları, syf.130

3) Müzik Ruhun Gıdasıdır, Emre Sarı, Nokta E-book Publishing, 2016

4) https://dosyasb.saglik.gov.tr/Eklenti/10915,tuber-turkiye-beslenme-rehberipdf.pdf

5) Antioksidan Etkili Bazı Bitki ve Baharatların Gıdalarda Kullanımı,  Özlem EMİR ÇOBAN, Bahri PATIR, Gıda Teknolojileri Elektronik Dergisi Cilt: 5, No: 2, 2010 (7-19)

 

Okul Öncesi ve Okul Döneminde Beslenme Nasıl Olmalı?

Sağlıklı, mutlu, yaşam dolu enerjik bir gelecek aslında çok da uzakta değil şuan ellerimizde büyüyor.

Hızla büyümekte olan çocuklarımızın sağlıklı yetişkin bireyler olabilmesi, anne karnından başlayarak sağlıklı bir ortamda büyümelerine bağlıdır.

Oyun çağı ve okul öncesi dönem çocuklar için fizyolojik, psikolojik ve sosyal gelişimin hızlı olduğu, yaşam boyu devam edebilecek davranışların büyük ölçüde oluştuğu, bilgi almaya ve alışkanlık kazanmaya en uygun oldukları dönemdir. Bu gruba sağlıklı beslenme ve yaşam biçimi alışkanlığının kazandırılması ve bilincinin yerleştirilmesi, çocukluk döneminde veya yaşam döneminde, şişmanlık, zayıflık, bodurluk, iştahsızlık, diş çürükleri, şeker hastalığı (diyabet) ve hipertansiyon gibi sağlık sorunlarının önlenmesi açısından atılacak adımlar için temeldir.

Bu sebeple çocukların öğün ve ara öğün düzenine, yemek seçimlerine, çeşidine ve miktarına oldukça önem verilmeli, enerji ve besin öğesi gereksinimlerinin yeterli ve dengeli bir şekilde karşılandığından emin olunmalıdır.

Küçük çocukların mide kapasitesi küçük olduğundan günde beş veya altı öğün yemeye gereksinim duyar. Bunun için öğünlerde hacmi küçük, enerji ve besin yoğunluğu daha fazla olan yiyecekler tercih edilmelidir.

Çocuğun beslenmesine yönelik yapılması istenen davranışları aile kendisi yaparak veya onunla birlikte yaparak çocuğa örnek olunmalıdır.

Çocuklar tok olduklarını hissettikleri zaman ısrar edilmemeli, doyduklarını hissettikleri zaman yemek yemeye son verilmelidir. Bu davranış çocuğun ileriki döneminde açlık ve tokluk durumunu algılayıp yediklerini doğru kontrol edebilmesinde çok önemlidir.

Çocuğun dikkatini dağıtacak durumlar (televizyon, tablet, bilgisayar, telefon vb. kullanımı) azaltılmalıdır.

Ailece sofrada yemek yemeğe özen gösterilmelidir.

Besleyici ara öğünler tüketimi teşvik edilerek çocuğun atıştırmalardan uzak durması ve fazla ağırlık kazanması engellenmiş olur. Ara öğünlerde simit, peynir, süt, ayran, küçük peynirli sandviçler, meyve, sebze evde yapılan kurabiye, kek, kuru yemiş, kuru meyve gibi besinler cips, çikolata, hazır kekler, bisküvi yerine tercih edilmelidir.

Çocuğun alerjisi yoksa 1 yaşından sonra güçlü bir bağışıklık sistemi için arı sütü, bal ve poleni; hastalıklara karşı korumada keçiboynuzu özü; doğal antibiyotik olarak ise propolisi tercih edebilirsiniz.

İştahsız çocukta yemek miktarını yaşı ile belirleyerek, her yemekten yaşı kadar kaşık tüketmesi hedeflenmelidir.

Çocukların yemek istemediği veya zorlandığı durumlarda onların ilgisini çekecek tabaklar hazırlanabilir.

Yemekler ceza veya ödül olarak gösterilmemelidir. ‘Yemeğini yersen oyun oynarız!’ yerine ‘Yemeğimizi yedikten sonra oyun oynayalım.’ şeklinde yaklaşılmalıdır.

Çocuklara hiçbir besin yasaklanmamalı, ancak zararları çocuğa anlatılmalı, çok yağlı ve şekerli besinleri tüketmeleri sınırlandırılmalıdır.

Çocuklara küçük yaşlarda fiziksel aktivite alışkanlığı kazandırılmalıdır.

İştahsız çocuklarda fiziksel aktivite ve açık havada zaman geçirmede çocuğun iştahın artmasına yardımcı olabilir.

Açık havada vakit geçirerek ve oynayarak çocukların sağlıklı kemik ve diş gelişimi için yeterli D vitamini alması sağlanmalıdır.

Ve son olarak unutmayalım ki onlar senin, benim, ötekinin değil hepimizin, geleceğimizin çocuklarıdır. Hepsi özel, hepsi çok değerlidir.

DİYETİSYEN MERVE SÖNMEZ